Latest Entry
Ağu 17, 2010 Genel
ahmet çakar ile erman toroğlu’nu kıyaslamam bile. toroğlu gibi kahve muhabbetini ali sami de yapar, ziya abi alttan alta demlenerek yapar, herkes yapıyo hacı bunu ya. ben de yapıyorum bak şimdi. ama ahmet hocam gibisini… bulabilir misin. o psikopatisini. psikopattır demiyorum beyler. kendisi dedi. hakemler psikopat olmalıdır ben de öyleyimdir dedi. o kompleks düşünce yapısını. o antagonistlik. narsistlik. solipsistlik. entelektüel bir beyin. o kaosa haizlik. tamam mı. gerçi bikini mikini olayına girdi bi ara sıkıntı yaşadı. onun dışında ama dünyayı ele geçirmek istese sanki planlarını masa altından çıkarabilicek gibi gelmiştir bana. tırnak içinde tiran gibi bir adam, ahmet çakar…. (painladder)
bu kadar spor programı var, eğer ben pazar gecesi maç görüntülerini ver(e)memesine rağmen tercihimi oturup da telegol’den yana kullanıyorsam bu ne erman toroğlu için ne de serhat ulueren’in kel kafası hatrına. tamamen ahmet çakar bana bu programı izleten. kendisini sezon öncesi transfer eden kanal çok iş yapar, bu kadar net bu. hastasıyım. (biz ikimiz drink sonra dodu)
taraflı basın içinde olabildiğince tarafsız yorumcu. hani takımınız yenilir, hiç bir spor programını izlemek istemezsiniz. işte o anlar için birebirdir. takımın eksiklerini öyle güzel örneklerle anlatır ki yüzünüzde bir tebessüm belirir. sizin söylemek isteyip de söyleyemediklerinizi o sizin yerinize söyler. yensekte yenilsekte bu adamı izlemek en büyük zevkim. (mephistoo)
Bu yazıların devamı için buraya tıklayınız.
Recent Entries
Tem 22, 2010 Genel
Yukarıdaki başlık herhalde Dünya Kupası’nın en kısa özeti. İlk ikisi yani vuvuzela ve ahtapot tamamen magazin. Ama hakemler teknik olarak dünya kupasında en büyük problemleri yaşattılar. Aslında tüm dünya kupalarında hakemler oldukça önemli hatalar yapmışlardır. Çok başarılı maçlar da yönetilmiştir ama anılarda sadece hatalar kalır.
Örneğin Maradona’nın ‘Tanrının eli’ diye tanımladığı golü yada yıllar önceki Almanya- İngiltere maçında Azeri yardımcı hakemin verdiği çizgiyi geçmeyen gol kararı gibi. Güney Afrika’daki turnuvaya baktığımızda ne tuhaftır ki ülkelerine ilk gönderilenler dünyanın en formda 3 hakemi oldu.
Turnuva öncesi bir anket yapılsa final için en büyük adaylar; İsviçreli Busacca, İtalyan Rosetti ya da Uruguaylı Larrionda’ydı. Çünkü onlar, kıtalarının en başarılı olanlarıydı. Ama yaptıkları hatalar turnuvadan kovulmalarına neden oldu.Aslında hatayı yapan onlar değil yardımcılarıydı. Fakat fatura doğal olarak onlara da kesildi.
FIFA BOŞ İŞLERLE UĞRAŞIYOR
Hollanda-İspanya finaline bakıyoruz. FIFA’nın bir eyyam kararı, çok kötü bir final yönetimi olarak karşımıza çıktı. İngiltere-Almanya maçında hakemler yarım metre içeri vuran topu gol olarak vermeyince İngiltere elendi. Ve İngilizler ayağa kalktı.
Peki FIFA Hakem Komitesi ne yaptı? Onlar da İngilizler’in gazını almak için yine bir İngiliz’i yani Howard Webb’i finale atadılar. O da maçın içine etti. Eğer İspanya şampiyon olamasaydı reaksiyonlar doruğa ulaşacaktı. Zira maçta en az 2-3 Hollandalı’nın daha kırmızı kart görmesi gerekiyordu. İspanya’nın verilmeyen çok açık bir penaltısını da unutmayalım.
FIFA şimdi teknolojiyi tartışıyor. Teknolojiyi sahaya sokmak dile kolay geliyor. Ama pratikte durum hiç de böyle değil. Yok efendim topun içine çip koyacaklarmış, top çizgiyi geçerse alarm verecekmiş. Ne kadar kolay değil mi?
FIFA boş işlerle uğraşıyor. Ama hataları azaltmak için gerekli basit uygulamaları yapamıyor. Mesela UEFA Avrupa Ligi’nde çizgiye hakemler konuldu. Bu uygulama sorunu tamamen çözdü mü? Hayır. Ama iddia ediyorum; G.Afrika’da da kale direklerinin yanında çizgi hakemleri olsaydı, belki de İngiltere’nin golü güme gitmeyecekti, Arjantin- Meksika maçındaki Tevez’in bariz ofsayt pozisyonu tespit edilecekti. Aslında çizgi hakemliği uygulaması çok doğru bir karar ve uluslararası oyun kurallarına kalıcı olarak konması gerek.
HER İKİ SAHAYA BİRER HAKEM
FIFA’nın denemeye alması gereken bir uygulama daha var. Çok basit ve ucuz. Maçı niye bir tek orta hakem yönetiyor? Her yarı sahayı kontrol eden iki hakemle maçlar niye oynanmaz? Böylelikle hakemler hem daha az koşup yorulmayacaklar hem de mental ve fizik olarak daha diri kalacaklar. Dünya futbolundaki yükselen tempo ve 7 bin metrekarelik alanı genel olarak bir adamın kontrol etme zorunluluğu tıbben mümkün değil.
Sonuç olarak; aslında hakem hatalarını sıfırlamak futbolun geleceği için de çok sevimli değil. Tabi bu tamamen bir felsefi bir cümle. Hakem hatalarının ortadan kalktığı, bu hatalarla maç kazanmanın ve kaybetmenin minimuma indiği bir spor, insan ruhuna ne kadar uygun, bilemiyoruz. Çünkü güçlünün güçsüzü hep yendiği bir spor ya da güçsüzün güçlüyü zaman zaman hakem hatalarıyla yenemediği bir spor nasıl popüler kalabilir.
Tem 22, 2010 Genel
Quaresma bir mesih mi?
Yüz yıllık Beşiktaş Kulübü bir Portekizli için ortalığı bayram yerine çevirdi. İnönü Stadı’nda 20 bin taraftar önünde, konfetiler altında Yıldırım Demirören ve Quaresma sözleşme imzaladılar.
İlk bakıldığında her şey normal, her şey harika bir şovmuş gibi görünüyor. Ama Beşiktaş için tablo utanç verici. Hiç kimse bana kızmasın. Son 3 yıl tek top oynamamış, lokal başarıları dışında bir başarıya imza atmamış Quaresma’nın imza töreni beni çok üzdü. Beni üzmesi hiç önemli değil. Asıl üzülenler yılarca Beşiktaş’a hizmet etmiş Read More..
Nis 9, 2010 Genel
Fenerbahçe bugün itibarıyla şampiyonluğun Bursaspor ile birlikte en güçlü adayı. Oysa ki; aynı Fenerbahçe daha 5-6 hafta öncesine kadar alarm veriyordu. İyi de oynasalar, kötü de oynasalar sonuçta birçok maçta basit ve ucuz goller yiyerek kazanamıyorlardı. Aklın yolu bir. Daum düşündü, taşındı ve kararını verdi.
“Madem biz böylesine kötü goller yiyoruz. O halde defansif olarak daha tedbirli oynayacağız” dedi. Dediğini de yaptı. Öncelikle Lugano ve Bilica’ya yerlerini kaybetmemeleri konusunda kesin direktif verdi. O günden beri de F.Bahçe neredeyse bırakın gol yemeyi, pozisyon bile vermeyen bir takım haline geldi. Peki Daum dünyayı yeniden mi keşfetti? Tabii ki hayır! Eğer bir takım kolay gol yiyorsa bunu önlemek IQ’su ve düşünce tarzı normal olan her insan için mümkündür.
TEŞHİS EDEMEDİ
Gelelim Rijkaard’ın Galatasaray’ına… Sezon başından beri verilen pozisyonlar ve yenilen komik, basit goller G.Saray için yumuşak karındı. Galatasaray, Gençlerbirliği dışında her takımdan sezonun ilk yarısı ya da ikinci yarısında gol yemiş. Üstelik Gençlerbirliği ile de ikinci maç daha oynanmadı. Rijkaard Efendi, torbadan tavşan çıkartırcasına Trabzon maçında Emre Güngör’ü sahaya sürdü. Yenilen gole bakın; komik! Ardından Fenerbahçe derbisine bakın. Maç 0-0 iken sırf Arda istiyor diye onu oyuna alıp maçı riske etti. Ardından da Selçuk neredeyse orta sahadan ve 20 metre çapındaki bir dairede hiçbir G.Saraylı oyuncuyla karşılaşmaksızın vurup golü yaptı. Ve geçen akşam… Sivas, ligimizin en güçsüz takımlarından biri. Ama ne hikmetse G.Saray karşısında 3-4 net pozisyon buldu. Biraz şansları olsa maçı kazanabilirlerdi de. Sonuç olarak; Rijkaard’ın Galatasarayı günden güne eriyip bu hale geldi. Aynı Rijkaard ilkesizlik konusunda da önemli rezilliklere imza attı. Gazeteciler maç sonrası “Niye kamp yaptınız?” diye sorunca yanıtı hem şaşırtıcı hem de dramatikti. “Takım Sivas maçına daha iyi hazırlansın diye bu kampı yaptık” derken aslında iflasını ilan ediyordu.
Madem kamplar takımların maçlara hazırlanması için önemli bir unsur, sezon başından beri bu kampları niye yapmadın be adam? Yok; kamplar gereksizse, Adnan Polat ve ekibi sana talimat verince bu kampa ilkelerini çiğnercesine niye izin verdin?
LEVREKLERİ HATIRLAR!
Ama kabahat Rijkaard’da değil. Ondaki G.Saray’a zarar veren emareleri fark edemeyen G.Saray yönetiminde. Müthiş bir hayranlıkla ona teslim oldular. O ise milyonlarca euroya kurulmuş G.Saray’ı bir enkaz haline dönüştürdü. Bir ay sonra ülkesine dönüp Hollanda’da şarabını içerken düşüneceği tek konu şu olacak: “Galatasaray’dan bir yılda 3.5 milyon euro aldım. Boğaz’da ben ve sevgilim harika balıklar yiyip, çok lezzetli şaraplar içtik.”
Kariyer mi? Onun umurunda değil ki! Çünkü o Hollanda’nın Cruyff’ten sonraki en iyi birkaç oyuncusundan biri. Üstelik Barcelona ile hem Avrupa hem de İspanya Şampiyonluğu yaşamış. İnanın bana; Rijkaard önümüzdeki yıllarda Galatasaray’da Boğaz’da yediği levrek buğulamadan daha fazlasını hatırlamayacak.
Nis 9, 2010 Genel
Beşiktaş, son 10 dakika dışında futbol oynamadı. Sadece kapandı, hiç pas yapmadı ve yanlış bir taktikle maçı kaybedebilecek duruma geldi. Maç öncesi eksiklerin handikap olduğu bir gerçek. Ama Ankaragücü gibi teknik kapasitesi çok yüksek bir takıma karşı kapanıp uzun toplarla oynamanın hiçbir mantığı yok. Çünkü uzun topta, topu ileride tutamadığınızda Ankaragücü yine topla üzerinize geliyor. Beşiktaş’ın yapması gereken ayağa oynamak, bol pas yapmak olmalıydı. Herkes biliyor ki Ankaragücü çıkarken yakalandığında diğer takımlardan daha fazla defansif hata yapıyor.
İlk yarıya bakıyoruz; Vassell, Rothen, Vittek ile gelmeye çalışan bir Ankaragücü var. Aslında Beşiktaş savunması ilk yarıda başarılı oldu. Ama dedik ya kapılan toplar kontratak zihniyetiyle ileri oynandı. Bunun hiçbir mantığı yok. Orta sahada Yusuf gibi bir oyuncuyla oyuna başlanmamasının hiçbir anlaşılabilir tarafı yok.
İkinci yarı Beşiktaş tam gömüldü, hatalar yapmaya başladı. Rothen soldan yine babasının kulvarı gibi gitti, geldi. Mustafa Denizli ne zaman ki değişiklikleri yaptı, Beşiktaş top tutmaya başladı ve pozisyonlar üretti. Beşiktaş, son 10 dakikada yaptığını maçın başında yapmalıydı.
ŞİMŞEK PENALTIYI VERMEDİ
Böyle maçlar şampiyonluk yarışında çok önemli. Kayıpların telafisi olmayacak haftalara girdik. Sanırım Mustafa Denizli dün akşamki maçtan önemli dersler almıştır. Korkunun ecele hiçbir faydası yok. Böyle maçlardaki beraberlik mağlubiyet kadar takımda travma yaratıyor.
Gelelim hakeme… Öyle bir penaltıyı vermedi ki bunu anlamak mümkün değil. İkinci yarıda Vassell, İbrahim Kaş’ın yanından sıyrılıp gidiyor. İbrahim atlıyor, çok net bir faul ve ceza alanı içinde olduğundan dolayı da açık bir penaltı. Ama Barış Şimşek devam diyor.
Ayrıca Ankaragücü’nün “ofsayt” diye iptal edilen bir golü var. Top kafayla oynandığında pozisyon ofsayt ve karar doğru.
Nis 9, 2010 Genel
Sezon başından beri söylüyoruz; milyonlarca Euro’ya kurulmuş Rijkaard’lı Galatasaray’da hiçbir farklılık göremiyoruz diye. Galatasaray mücadele ettiği kulvarlardan birer birer elenirken, birçokları Rijkaard’a yine “Aslansın, kaplansın” diyorlardı.
Önce Türkiye Kupası gitti. Galatasaray mütevazı Antalyaspor’a eleniverdi. Bunu büyük umutlarla başlanan UEFA Avrupa Ligi’ne veda izledi. Başta yönetim sonra da camiada Rijkaard’a karşı hiçbir reaksiyon yoktu.
Devre arasında Rijkaard, sözüm ona Galatasaray’a güç katmak amacıyla yandaş oyuncularını getiriverdi. Bu uğurda Nonda gibi istikrarlı bir golcüsünü göndermek pahasına… Haftalar birbirini izledi. Mağlubiyetler art arda geldi. Bu arada Rijkaard ve yardımcısı Neeskens devrimden bahsetmeye başladılar. Daha önce o kadar devrim yaptılar ki; zaten onlar için Galatasaray’da devrim yapmak çok normal olsa gerek! İşte Rijkaard’ın devrimi; Galatasaray ezeli rakibi Fenerbahçe’ye 2 maçta da yenilmiş, deplasmanlarda kötü sonuçlar almış ve şampiyonluk şansını da oldukça azaltmış bir durumda.
Büyük umutlarla getirilmiş Jo, alemlere dalmış, konu komşuya rezil olmuş ve Galatasaray’a hiçbir katkı sağlamamıştır, işte devrim bu.
Fenerbahçe maçında kurtarıcı diye sahaya alınan Arda, daha ısınırken belinden acı çektiği halde sırf kendisi istiyor diye maça sokulduğunu itiraf eden Rijkaard’ın ta kendisi. İşte Galatasaray’da “devrim” diye insanların kafasına sokulmak istenen rezillikler silsilesi.
“Rijkaard’ın kariyeri büyük” dediler. Barcelona ile büyük başarılar yakalamışmış, zamanında çok büyük futbolcuymuş. Beşiktaş’ın eski hocası İspanyol Del Bosque’ yi hatırlayın. O da Real Madrid ile büyük başarılar yakalamıştı. Peki Beşiktaş’a ne verdi? Ya da Aragones’i hatırlayın. İspanyol Milli Takımı’nı Avrupa Şampiyon’u yapıp Fenerbahçe’nin başına geçti. Peki o Fenerbahçe’ye ne verdi? Aragones’ten geriye kalan tek şey; bir basın toplantısında yumurtalıklarını kaşıması, hepsi o kadar.
POLAT RİSK ALMALI
Şimdi ne olacak? Galatasaray şampiyon olamazsa Rijkaard gönderilecek. Ondan geriye sadece milyonlarca Euro’ya transfer edilip güçlendirilmiş bir Galatasaray’ın devrim kandırmacısıyla yaşadığı çok başarısız bir yıl hatırlanacak.
Sayın Adnan Polat… Yarınınızı düşünürseniz, kahraman olamazsınız. Risk alabiliyor musunuz? İşte o zaman kahraman olursunuz. İki sezon önceyi hatırlayın. Daha yeni başkandınız ve yine bu haftalarda Feldkamp’ı kovup takımı Cevat Güler’e emanet etmiştiniz. Bu risk şampiyonluğu getirdi.
Şimdi gönderebiliyor musunuz Rijkaard’ı? Galatasaray’ın ali menfaatleri için Fatih Terim’den 7 hafta için takımın başına geçmesini rica edebiliyor musunuz? İşte o zaman kahraman olursunuz.
Nis 9, 2010 Genel
Şayet adı Rijkaard değil de Rıfat olsaydı, Galatasaray’a bırakın hoca olmayı, kapı görevlisi bile olamazdı. “Devrim yapıyoruz” dedi, yanına da Neeskens’i aldı ve böylesine önemli bir kadronun düştüğü duruma bakın. Galatasaray koskoca maçta bir pozisyon buldu.
Devrim ha! Sayın Rijkaard, ne devrimi?Bu gidişle Bursaspor’a Türk futbolunda devrim yaptıracaksınız. ‘Kurtarıcı’ diye Arda’yı alıyorsun, Arda’nın yürüyecek hali yok. Mehmet Topal’ı çıkartıyorsun, zaten orta sahada çok rahat top yapan Fenerbahçe’ye galibiyeti altın tepside sunuyorsun. Devrim ha Rijkaard…
Jo yürümüyor, Elano diye bir futbolcu yok. Biraz Giovani, ama hepsi bu kadar. Aslında Galatasaray dün gece utanç verici bir futbol ortaya koydu. İki pası yapamıyor, iki topu araya atamıyor, kaleye şut çekemiyor, ondan sonra da büyük umutlarla Atletico Madrid’den alınan Leo Franco 40 metreden topu içeri alıyor. İşte devrim bu. Geçen hafta Trabzon’da mağlup ol, dün gece de Ali Sami Yen’de. Üstelik ezeli rakibin Fenerbahçe’ye iki maçta da yeniliyorsun.
Bu eser Frank Rijkaard’ın. Sezon başından beri söylüyorum, bu adamın takıma katkısı Galatasaray kulübünün çaycısı kadar diye. Ama ne hikmetse Adnan Polat ve ekibi Rijkaard’ı hala yere göre sığdıramıyorlar. Rijkaard’ın takımı bu, utanç verici bir durumdaydı.
Bu sorumluluk sadece Rijkaard’ın değil onu oraya getirenlerin ve ona sahip çıkanların. Sonuçta Galatasaray kaybetti. Bu şampiyonluk yarışında çok ama çok önemli bir kayıp. Aslında dün gece sadece şampiyonluk yarışında önemli bir 3 puan kaybedilmedi, aynı zamanda Fenerbahçe, hem de eksik Fenerbahçe, Galatasaray’ın karizmasını yerle bir etti.
Gelelim hakem Cüneyt Çakır’a… Yardımcıları bir felaket. Güiza’nın ilk yarıdaki golünü ofsayt diye iptal ettiler, karar yanlış. Sarı kartlarını yanlış kullandı. Yine ilk devrenin son dakikalarında Keita’nın ofsayt pozisyonunun göremeyip devam ettirdiler. Ama en kritik an oyunun son dakikasında yaşandı. Lugano top ortalandığında Giovani’yi çekti. Karar penaltı olmalıydı.
Nis 9, 2010 Genel
Futbol Federasyonu Başkanımız Mahmut Özgener, dün bir basın toplantısı yaptı. Ana tema, futbol ailesinde yer alan tüm bireylerin futbolun marka değerinin yükselmesine katkıda bulunmaları ve futbol sahalarının suçtan, şiddetten arındırılmış yerler olması gereğiydi.
Gayet doğal, güzel temenniler. Aksini düşünen de yok. Diyelim ki; Başkan Mahmut Özgener’in oğlu futbolu çok seviyor ve maçlara gidiyor. Sayın Özgener ve eşi de her aile gibi çocuklarına çok düşkün. Bir gece TV’de oğullarının gittiği statta ve oturduğu tribünde bir seyircinin bir diğerini dövüp 6-7 metrelik çatıdan atlamak zorunda bırakmasına şahit oluyorlar. O anda Özgener ailesi ne düşünür?
Tribünden adam atılması görüntüleri Almanya, İtalya, İngiltere gibi ülkelerde TV’den yayınlandığında o ülkenin insanları neler düşünür? Bir İngiliz, İtalyan, Fransız ya da Alman olsanız, tribünden adam atılmasının münferit olay olarak karşılandığı bir ülkeye maç izlemeye gider misiniz? Türkiye’nin ev sahipliğindeki Euro-2016 için bu ülkeye giderken “Acaba beni de dövüp damdan atarlar mı?” diye korkmaz mısınız? Bir adamın dövülerek çatıdan atılması ve bunu stadın güvenliğinden sorumlu elemanların önleyememesini bir güvenlik zaafı olarak göremiyor musunuz? Bunun futbolun marka değerine nasıl bir zarar verdiğini analiz edemiyor musunuz? Tüm dünyada olduğu gibi Türkiye’de de birçok statta sahaya bozuk para, taş ya da su atılması sıklıkla görülür. Bunlar istenmez ve karşılığında cezası da vardır. Ama damdan adam atıldığı görüntüleri izlemek dünyadaki tüm sporseverleri yerinden hoplatır.
DOĞRULARI VE YANLIŞLARI
“Biz objektif davranıyoruz” diyorsunuz. “Şiddetle savaşacağız” diyorsunuz. Diğer taraftan da “Damdan adam atmak sadece para cezası gerektirir” diyebiliyorsunuz. Gönül isterdi ki; Mahmut Özgener dün basın toplantısında “Galatasaray’a verilen para cezasını yeterli bulmuyorum. Disiplin kurulumuz kanaatimce eksik ve yanlış bir karar almıştır. Bir insanın ölmesine neden olabilecek eylemin cezası en azından saha kapatma olmalıydı” diyebilseydi.
Sayın Başkan bunları söyleyemedi. Ne yaptı? “Futbola siyaseti sokmuyoruz” dedi. Sokmuyorsunuz; kabul! “Televizyon gelirlerini çok arttırdık” dedi. Doğrudur; futbolumuzun değeri hak etmediği şekilde arttı. Ama insanların canına kasteden eylemleri münferit olay olarak değerlendirip olayı idarecilerin üzerine yıkmayı biz kabullenemiyoruz. Elbette yöneticiler de hata yapıyor. Bunlar zaman zaman tehdit ve terör boyutuna da ulaşabiliyor. Mesela Fenerbahçe Başkanı Aziz Yıldırım’ın devre arasında hakem Kuddusi Müftüoğlu’na bağırıp çağırmasına da Avrupa’da pek sık rastlanmaz. Aziz Yıldırım’ın da önemli bir ceza alması gerekir.
Ama “Adam atma münferit, Aziz Yıldırım’ın hakeme tepkisi ceza gerektirir” derseniz, ne olur? Bir gün sahaya taş, çakmak, su poşeti yerine federasyon başkanı, yönetim kurulu üyesi ya da bir basın mensubunu atıverirler. Üstelik bu eylem yine disiplin kurulunun anlayışına göre münferit bir eylem olur. Cezası da 185 bin liradır.
Unutmayın ki; futbolu sadece söylemler değil, eylemler ya da verilen kararlar da terörize edebilir.
Nis 9, 2010 Genel
Beşiktaş bu sezon ilk defa en iyi yerinden vuruldu. Beşiktaş ligimizin en az gol yiyen takımı ve tüm otoritelerce savunmayı en iyi yapan ekiplerden biri. Ama dün gece defans hatalarına teslim oldu. Beşiktaş’ın mantığı iyi savunma yapıp çabuk toplarla çıkabilmek. Çabuk toplarla pozisyon da buldu ama özellikle Sivok’un çıkışından sonra İbrahim Kaş işi toparlayamadı.
İlk yarıya bakıyoruz sıkıcı, ortada bir maç. Oyunun hemen başında Holosko’nun beceriksizce kaçırdığı goller var. Aslında sadece beceriksizlik demek de yanlış olur. Saha o kadar kötü ki top kontrolü bile zor oluyor. Mesela kaçırdığı ikinci gole baktığımızda ayak içiyle alıp kaleciyi geçeyim derken top sekiyor, kaval kemiğine çarpıyor ve auta çıkıyor. Buna rağmen ilk yarıda Beşiktaş savunması fazla açık vermedi. Ama ne olduysa ikinci yarıda oldu.
Aksayan Beşiktaş art arda pozisyonlar veriyordu ki bunlardan birinde Kasımpaşa’nın golü geliverdi. Sonra Mustafa Denizli ne yaptı? Tabii ki yapması gerekeni. Tabata ve Nihat’ı sahaya sürdü. Üstelik Ernst’i de oyun dışına alarak. Kararı yanlış mı, tabii ki değil. Beşiktaş risk almak zorundaydı ve semeresini 10 dakika içinde görüverdi. Tabata’nın getirdiği dinamizm ve art arda gelen goller Beşiktaş’ı öne geçirdi.
KAZANMAYI HAK ETMEDİ
Beşiktaş nice maçlarda öne geçip uzun dakikalar bu skoru korumayı çok bilmiştir. Belki de Beşiktaş’ın Türkiye ligindeki diğer takımlardan en önemli farkı bu. Ama dedik ya, Beşiktaş’ın dün geceki en büyük zafiyeti en güçlü olduğu yeriydi. Yine İbrahim Kaş rakibe neresinden müdahale edeceğini kestiremediği an Kasımpaşa’nın golü geldi.
Belki de bu beraberlik Beşiktaş’ı şampiyonluktan edecek. Ama dün gece Beşiktaş kazanmayı hak etti mi dersek, hayır. Ferrari, Rüştü ve sonradan giren Tabata dışında Beşiktaş’ta hiçbir oyuncu vasatı aşamadı.
Hakem Özgür Yankaya futbolu çok iyi biliyor, fiziği yerinde, çok da sakin. Belki de dün gecenin en başarılı isimlerinden biri oydu. Ama ilk yarıyı niye 15 saniye erken bitirdi anlayamadık. Ya saati bozuk ya da kronometreye erken bastı.
Nis 9, 2010 Genel
Hep söyleriz; futbol sadece futbol değildir. Üstelik takımlardan biri Diyarbakırspor olunca futbol, asla sadece futbol olamaz. Türkiye politik olarak çok büyük problemlerle karşı karşıya. Bir yanda olumlu adımlar atmak isteyenler, diğer yanda bu işi baltalamak isteyen bazı provokatörler ya da dış güçler var. Bunun için de artık futbol ve Diyarbakırspor kullanılıyor.
Diyarbakırspor bazı provokatörler yüzünden düşürülürse bu iş bölgenin diğer takımlarına da sıçrayabilir. Birileri Van, Batman, Siirt gibi illerdeki maçları da sabote etmeye, bu takımların ligden düşürülmesine çalışabilir. Hem halk futboldan yoksun kalır. Hem de küme düşürülmeler “Türkiye Cumhuriyeti sizi sporda da dışlıyor” propagandasına malzeme olur. Diyarbakırspor, Bursa maçını hükmen kaybedecek gibi görünüyor. Mustafa Kamil Abitoğlu bu maçı oynatmak için elinden geleni yaptı ama yardımcısı yaralanınca haklı olarak maçı tatil etti.
VALİ GARANTİ VERMİŞKEN…
Gelelim İstanbul BŞB-Diyarbakır maçına. 3-5 provokatörün etkisiyle sahaya 15-20 adam giriyor. Diyarbakırsporlu oldukları son derece kuşkulu. Zira üzerinde Diyarbakırspor kaşkolu olan herkes bu takımın taraftarı olarak nitelenemez. Hakem ve futbolcular soyunma odasına giriyor. Her şey normal. İşte bundan sonra FIFA kokartlı bir Türk hakemi sağlıklı ve yapıcı düşünmeli. Ortada bir yaralanma yok, tribünlerde 2 bin 500 kişi var. Stat içi ve dışında neredeyse seyirci sayısı kadar polis mevcut. Hakem soyunma odasında “Maçı devam ettirmezsem Diyarbakır hükmen mağlup olur ve küme düşer” analizini yapacak.
Diyarbakırspor’un TFF kararıyla küme düşürülmesi birçok odak tarafından sportif karar olarak algılanmayıp, devletin yıllardır boğuştuğu büyük probleme olumsuz etki edecektir. Üstelik İstanbul Valisi son 3 dakikanın rahatlıkla oynanabileceğinin garantisini vermişken… Tribünlerde polis tarafından ablukaya alınmış bir avuç seyircinin önünde kalan 3 dakikayı oynatmak bir Türk hakemi için asla eyyam ve basiretsizlik değildir. Ancak bir vatanseverlik olabilir. Bu ülkede “Bu 3 dakikayı niye oynattın?” diye hiçbir kurum ve kuruluş sana hesap soramaz. Ama oynatmazsan önce devlet sonra da ben sorarım.
MERK NASIL ÇIKTI?
Vali, “Devletin garantisine rağmen, bir avuç seyirci polis tarafından enterne edilmişken hakemin maçı oynatmamasının doğuracağı siyasi sorunları düşünebiliyor musunuz?” derken çok haklıydı.
Hakem “Ben içeri girdim, bir daha çıkamam” demiş. Böyle bir kural falan yok. Nerede yazıyor? TFF ve MHK böyle bir talimat vermişse bu da son derece yanlış ve manasız. Şampiyonlar Ligi’ndeki İnter-Milan maçında Markus Merk sahaya atılan patlayıcı maddeler nedeniyle soyunma odasına girip tekrar sahaya çıkmadı mı? Siz kimi kandırıyorsunuz?
“İçeri girdim mi çıkamam” diyeceksin, işgüzarlık yapacaksın, bu ülke siyaseten zaten büyük problemler içindeyken daha da büyük belaların doğmasına vesile olacaksın. Ben böyle bir hakemlik tanımıyorum.
Sevgili Hüseyin Göçek kardeşim, şimdi ne olacak biliyor musun? TFF, hatanı telafi etmeye çalışacak. Diyarbakırspor’u hükmen mağlup edemeyecekler. Ya geride kalan 3 dakikayı oynattıracaklar ya da maçı 1-0 tescil edecekler. Sonra diğer kulüpler bağırmaya başlayacak. Bütün bunlara sen sebep oldun. Ben Türk hakeminin zeki, çevik ve büyük düşünenini severim. Ama sen büyük düşünemedin.